Son Dakika:

  Künye  
Karadere Köyü Web Sitesi
Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı

HABER ARA


Gelişmiş Arama

KÜLTÜRÜMÜZ VE GELENEKLERİMİZ

Okunma  Yazar : KÖY KÜLTÜRÜ-1
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 145
Tarih  Tarih : 11 Mayıs 2010, 23:29

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

KÜLTÜRÜMÜZ  VE GELENEKLERİMİZ

İmece Âdeti

Karşılıklı yardımlaşma ve dayanışmanın bir ifadesi olan imece İlimiz de türlü şekillerle uygulanır. Bel ve ekin imecesi, mısır toplama, fındık toplama , fındık ayıklama ve mısır soyma imeceleri vardır.

a) Bel İmecesi:

İmece sahipleri komşularını imeceye akşamdan çağırır. Çağırılanlar ertesi sabah iş yerinde belleri ile birlikte gelir. Çalışmaları akşama kadar sürer. Öğle yemeği imece sahibi tarafından verilir.

b) Ekin İmecesi:

Kuşluk vaktine kadar sürer, yemeksizdir. Mısır tarla üzerine atıldıktan sonra bir kenardan kazmaya başlanır. Bu imece de muhakkak bir kemençeci ve bu kemençeye uyarak türkü söyler kazmalar hep birlikte iner istekle çalışılır.

Sofra Kültürü

Yemekler sofra ve sinide yenir.Sofra, çok kere ya bir bezdir ya da bezin üzerine konan 20-25 cm. Yüksekliğinde yuvarlak bir yer masasıdır. Sofraya oturanlar sofra bezini peçete niyetine dizlerine alırlar. Sofra kaldırılınca sofra bezi ekmek kırıntılarının yere dökülmemesini sağlar. Ekmek kırıntılarının dökülmemesi bereketin gitmesine engel olur. Sofra bezi olur olmaz  yere ve özellikle de geceleyin dışarıya silkelenmez. Daha önceleri sulu yemekler dahil tüm yemekler aynı kaptan yenirdi ve kaşık, çatal yaygın değildi. Şimdilerde hem kaşık çatal kullanılmakta hem de yemekler kişilere ayrı ayrı tabaklarda servis edilmeye başlanmış durumdadır.

Bu tür beslenme geleneği göçebe kültürünün bir özelliğidir. Hala köy evlerinin çoğunda sandalyeler, masalar, büfeler ve dolaplar yoktur. Kısaca herşey yaşam tarzına uyarlanmış ve kolay taşınabilir duruma getirilmiştir. Sofra bezine bile bir çok görev yüklenmiştir.

Sofrada misafir var ise, erkekler bir tarafa, kadınlar ayrı bir tarafa karşılıklı olarak oturur. Misafir yok ise, hane halkı sofraya karışık olarak oturur. Gelen misafirlerin hepsi erkek ise ev sahibi kadınlar sofraya oturmazlar. Eğer misafirler içerisinde bayan misafir de varsa, sofranın üst başında karşılıklı kadın, erkek otururlar.

Misafirin bereketiyle geldiğine inanılır. Yemek esnasında gelenin iyi aile sahibi olduğu söylenir ve “Kaynanan seni seviyormuş” denir.

Yemek esnasında ekmek, aş düşer yada dökülürse, misafir geleceğine delalettir.

Ev halkı kendi aralarında yemek yiyecek ise, sofranın üst başına erkek yani baba oturur. Kadın ve erkek sofraya aynı anda otururlar. Önce erkek, sonra kadınlar gibi bir uygulama söz konusu değildir. Eğer misafir yemeğin üzerine gelmişse, (yemek yenirken) ev sahipleri ilkönce misafirin karnını doyurmaya gayret eder.

Yemek sofrasında topluca oturulurken, yemeği ilk gelen, diğerlerinin yemeği gelmeden yeme işine başlamaz. Yemeği gelmemiş olanın nefsine saygı inancı vardır.

Bir yerde ekmek veya yemek pişiriliyorsa, pişirilen yemekten çocuklara ve hamile kadınlara pay gönderilir. Yerikleyen (hamile anne adayı) anne adayına saygı vardır.Onun ihtiyaç duyduğu besin her zaman karşılanmaya çalışılır.

Aile Kültürü

Ailede erkeğin sözü geçer. Ailenin en yaşlı erkeği en fazla sözü geçen ferttir. Erkek çocuklar 20 yaşından sonra evlenirken, kızların evlenme yaşı 15’ten başlar. Ailenin büyük erkek evladı en önce evlenir.Ailesinin yanında baba ile kalır. Daha sonra ikinci büyük erkek kardeş evlenir. O evlenince en büyük kardeş eşiyle birlikte aileden ayrılır.Bu sistem bu şekilde devam eder. En küçük erkek kardeş daima ailenin yanında kalır. Bu töre Gök Türklerden beri uygulanmakta olan bir töredir.

Aile reisi evereceği kızının kanaatini sorar. Bu konuda baba, anneyi devreye sokar. Kız kaçırma yoluyla evlilik vardır fakat eskisi gibi hoş görülmez. Kan davası pek sık görülmez.

Evliliklerde pek sık boşanmaya rastlanmaz. Evlenen çiftler ahde vefa ile ömürlerini tamamlarlar. Evlilik adaklanma (nişan) ile başlar. Nişanda yüzükle birlikte tatlı da getirilir. “Tatlı yiyelim, tatlı konuşalım” denilir. Şimdilerde pek rastlanmasa da öncelerde evlenme türlerinden birisi de “beşik kertmesi” idi.

Gelin sandığına mutlaka Kur’an-ı Kerim konulur.Bereket getireceğine, evliliğin huzurlu ve mutlu olacağına inanılır.

Bereket İnancı

Saymanın bereketi kaçıracağı inancı vardır.İşyeri kasasında ve cüzdandaki para asla sayılmaz. Gerçek rakam mecbur kalınmadıkça dışarıya açıklanmaz.

Gece sakız çiğnemek uğursuzluk sayılır.

Kurban kanı çiğnenmez.Bir kaba veya çukura toplanır.

Gece evin süpürülmesi halinde çöplerin dışarıya dökülmeyeceği inancı vardır. Evin bereketini kaçırır diye düşünülür.

Gün battıktan sonra tırnak kesilmesinin uğursuzluk getireceğine inanılır.

Yapılan işin bereketli olması için her işe besmele ile başlanır.

Ana Sütü

Ana sütü kutsaldır, hatta semboldür. Hak etmeyi, paklığı ve helal olanı temsil eder. Bu yüzden, “Ananın ak sütü gibi helal olsun”, “ananın sütü sana helal olmaz”, “sütümü sana helal etmem”, “Anasından emdiği süt burnundan geldi” gibi ifadeler sıkça kullanılır. Çocuğunu ani kızgınlıklar sonucu lanetleyen annenin bedduasının tutmayacağına inanılır ve “sütü karşı geldi” denir.

Silah

Boş silah kimseye doğrultulmaz. Şeytanın dolduracağı inancı vardır.

Besmele

Cin ve şeytanın en büyük düşmanının besmele olduğuna inanılır. Gece bunlara rastlayanların “bismillah” demeleri  halinde kaçacaklarına ve kaybolacaklarına inanılır. Gece eşikten dışarıya sıcak su dökülmez. Yanar haldeki ocak soğuk su ile söndürülmez.Mecbur kalınırsa, besmele çekilerek yapılır. Yeni elbise ilk kez giyilirken, gece akar sudan su alınırken yada bir kazaya, belaya uğramamak için herhangi bir işe başlarken “bismillah” denilir.

Hayvanlarla İlgili İnançlar

Örümceğin görülmesi, misafire delalettir. Kargalar gaklıyorsa, bir yerden haber geleceğine inanılır.

Keklik, Bıldırcın, Güvercin ve Maral pek vurulmaz. Mecbur kalmadıkça da eti yenmez.

Baykuş’un konduğu dama uğursuzluk getireceğine inanılır. Eğer kiraz yapraklarında çizilmiş gibi izler çoksa o sene yılan çok olacak demektir.

Hapşırık

Hapşırmak sabır anlamına gelir. Çift hapşırığın uğruna inanılır. Hapşıran “Çok şükür Elhamdülillah” der. Çevredekiler  “Çok yaşa” dediğinde, hapşıran kişi “Siz de görün, hayırlı yaşamlar olsun” der.

Cenaze İnançları

Ölümün birinci günü, yani defin günü, üçüncü günü, yedinci günü ve kırkında rahmetlinin evinde ve camide merasim yapılır, Kur’an okunur.

Kurban ve Ramazan Bayramlarında, bayram namazlarından sonra mezarlığa gidilir, ölüler ziyaret edilir ve Fatiha okunur. Bayram önceleri  arefe günlerinde de göçmüş büyüklerden başlanarak, kabirler ziyaret edilir ve hayır dualar okunur.

Askerlik, yüksek tahsil gibi nedenlerle gurbete çıkanlar, gitmeden önce ecdat kabirlerini ziyaret ederler.

Helvanı yiyelim, helvanı okutalım demek, ölüm temennisi anlamına gelir.

Cenaze götürülürken, tabutun fazla sallanmamasına dikkat edilir. Aksi halde, aynı çevreden birisinin daha ölebileceğine inanılır.

Dünyada iken fena işler işlemiş, kötülük etmiş kişiler öldüğünde toprak tarafından kabul görmez. Toprağın dışarı attığı kişi gece gün ışıyana dek gezer, adına da ”minnet” denir.

Bir kişi öldüğünde, eğer sülaleden ya da aynı yöreden ölümler devam ediyorsa ölü toprağa “cırmak”  (kök) salmış demektir.

Suyla İlgili İnanışlar

Rüyada su görmek aydınlıktır. Yolcunun ardından su serpmek, yolunun aydın olmasını sağlar şeklinde düşünülür. Tez kavuşulsun dileğini anlatır.

Hıdrellez Kutlamaları

Mayıs ayının 6'sına gelindiğinde, o gün Hızır ve İlyas Aleyhisselamların biraraya geldiğine ve kış aylarının bitip, bahar günlerinin geleceğine inanılır. Hızır Aleyhisselam, darda kalanların ve sıkıntısı olanların yardımına koşan ulu bir varlıktır.

Hıdrellez Bayramı eskiden daha yoğun olarak kutlanırdı. Bahar Bayramı olduğuna da inanılırdı. Aile içinde ve komşular arasında renkli uygulamalar yer alırdı.

Bu günün arefesinde  evlerin içleri tamamen temizlenir. Bayram günü çamaşır yıkanmaz. Dikiş dikilmez.

Genç kızlar, kısmetlerini belirlemek için Hıdrellez’de gül ağacı dibinde seçilmiş bir arkadaşlarına küpten; yüzük, küpe, düğme gibi eşyalarını çektirirler. Yada akşamdan üç-beş genç kız niyet tutarak, bir gül ağacının dibine yüzüklerini gömerler.Sabahleyin mani okuyarak onları çıkarırlar.

Kına Yakma İnançları

Kına, adanmışlığın sembolüdür. Sünnet olana, askere gidene, hacca gidene ve evlenecek olana kına yakılır. Hatta Kurbana da kına yakılır.Bunlarda; Allah’a, yeni ocağa, İslama, vatana v.s. adanmışlık vardır.

Doğum İnançları

Doğan çocuğun ismi konulur iken veya dünyaya geldiği zaman sağ kulağına Ezan-ı Muhammed, sol kulağına ise Gamet okunur. Bunlar 3 defa tekrarlanarak okunur.

Boş beşik sallanmaz, bebeğe uğursuzluk getirdiğine inanılır. Başına bir kaza, bela geleceği düşünülür.

Yerikleme (aşerme) inancı vardır. Yeriklenmenin; bebenin, anne karnında canının bir şey çekmesi ve o şeyin kokusunun anne adayının burnuna gelmesi şeklinde olduğuna inanılır.

Erkek evlat aile için daha önemlidir. Ocağın sürmesi demektir.Kız babası olmak daha az itibarlıdır. Erkek çocuğu olması istenilen gelinin, koca evine geldiği ilk gün kucağına erkek çocuk verilir.

Anneler gurbetteki yada sıkıntı içindeki çocuklarının çektiği meşakkati hissedebilirler. Buna “kalbine doğmak” yada “ayan olmak” denir.

Çocuk-nazar ilişkisi vardır. Çocukların daha tez nazar alacağına inanılır. Nazara karşı genelde mavi boncuk yada nazar boncuğu takılır. Dua okunur.

Yeni doğan bebeklere bilirkişilere al kâğıdı yazdırılır. Böylece bebeği al denen kötü ruh basmaz. Bebeğin yanına Kur’an konulur üstüne de bıçak.

Yürüme zamanı geldiği halde henüz yürüme yeteneğini kazanamamış çocukların ayağına ip bağlanır. Cuma günü namazdan çıkan ilk kişiye kestirilir.” Ayak bağı” kesilen çocuğun yürüyeceğine inanılır.

Bebekken ölenlerin “cazu”  tarafından yenildiği düşünülür. Hatta bu konuda kişilere de suç yüklenerek falan kişi cazu olmuş gibi ibareler kullanılır.

Adak Adama

Bu uygulamaya çok sık rastlanır. Bir dilek yerine geldiğinde yada bir badire atlatıldığında adak adanır ve yerine getirilir. Adak, para olabileceği gibi, küçük baş hayvan da olabilir.

Ciddi bir tehlike atlatanlar için “Anan namaz üzereymiş” denir.

Ay Tutulması

Silah seslerinin yoğunluğunu duyup düğün değil bayram değil, diye düşünenler bilmelidir ki ay tutulması yaşanmaktadır. Süregelen yaşanılmışlıklara göre ay, kocaman bir yılan tarafından yutulmak üzeredir. Ve yılanı korkutup, kaçırarak, ay tutulmasını önlemek yöre halkının boyun borcudur. Silahlar susmaz ay kurtulana dek. Ve hatta birileri çıkar ezan okur vakitsiz. Yeter ki ay kurtulsun….

Es sah mı?

“Es sah” sözü,  eski atalarımızdan günümüze kadar gelmiş bir söyleyiştir ve yemin benzeri bir anlamı vardır. Dinen yemin yasak olduğundan dolayı atalarımız, yemin makamında (benzeri) bir işaret yaparlarmış. Buna es sah veya sah denirmiş. Es sözcüğü bir tamamlayıcı (artikel) görevi yapıyor. Bir dağa dönmek ve kolu uzatmak gibi 8-10 çeşit sah olduğu biliniyor. İşte “es sah” kelimesi  ta oralardan geliyor ve günümüzde “doğru mu söylüyon”, “sahiden mi” anlamında kullanılıyor.

Düğün Gelenekleri

Erkek ailesi tarafından beğenilen kızın evine bir görücü heyeti gönderilir. Görücü heyetinin izlenimleri olumlu İse erkek ailesi büyükleri tarafından kız istemeye gidilir. Kız tarafı kızı vermeye niyetli ise biraz nazlanır. Sonra söz kesilir, kızın nüfus kağıdı bir mendile sarılarak erkek tarafına verilirken, erkek tarafı da mendili verene bahşiş verir, hazırlıklara başlanır. Hazırlıkların tamamlanmasından sonra erkek tarafı bir Cuma günü düğün tarihini belirlemek için kız evine gider. Buna "Şerbet içme" denir. Erkek evi kız evini tavukla, kız evi de erkek evini baklava ile ağırlar.

İlk geceye "Kına gecesi" ya da "Komşu gecesi" denir. Konuklan her iki tarafta kendi evlerinde karşılar. Gece mumlar yada çıralarla erkek evinden bir gurup kadın, kız evine gider. Geline ak gelinliği giydirilir, duvağı takılır, genişçe bir tepsinin ortasında kına ezilir, çevresinde mumlar yakılır, gelinin avucuna konan kına, tülbentle sarılır. Baş parmağı arasında yanan bir mum sıkıştırılır. Gelinlik çağındaki kızlar da bir mum yakarak törene katılır, gelini de aralarına alarak horon teperler, erkek evinden gönderilen çerezler yenir, kına yakılırken türküler söylenir, eğlence sabaha kadar sürer.

Kına yakıldıktan sonra elinde defi ile bir kadın dolaşır bahşiş toplar. Bahşiş önce kızın annesinden istenir. Anne ilgisiz kalırsa, "Anne gelmeyince, bahşişi vermeyince, kız vermez elini kınaya" diye söz atılır. Çarşamba günü erkek tarafı gelini giydirmeye gider. "Ağırlık" denen takılar takılır. Kızın Çeyizi de bir sandıkla erkek evine gönderilir. Bunlarla gelin odası döşenir, misafirlerin görüşüne açılır. çeyiz görme sırasında bahşiş verilir.

Gelin alma gününde sabah kız evine hazırlanan "Güvey bohçası" bir tepsi baklava ile erkek evine gönderilir. Sağdıcı ile hamama giden güvey, bohçadaki giysileri giyer. Öğleden sonra "Gelin alayı" davul, zurna ve kemence eşliğinde kız evine gider. Genellikle bu alayda damat bulunmaz, büyükler öncülük eder.

Aynı akşam kızın erkek kardeşleri ve onların arkadaşları erkek evine baskına gider. Eve yaklaştıklarında silah atarak geldiklerini duyururlar. Erkek evinden bir gurup, davul, zurna ile yola çıkar onları karşılar. Misafirler başka bir eve götürülerek ağırlanır. Kız evinden gelenler, ağırlamada kusur bulursa çeşitli tatsızlıklar çıkar. Bu "Baskın" bir anlamda kız tarafının üzüntüsünü gidermek içindir.

Gelin alayı aynı gün, kimi yörelerde de Cuma günü hareket eder, eskiden süslenen bir at üzerinde götürülen gelin, günümüzde "Gelin arabası" denen süslenmiş bir taksi ile erkek evine götürülür. Evden çıkmadan önce gelini büyüklerinin ellerini öperek vedalaştığı sırada "defçi kadın def çalarak "Gelin ağlatma türküsü" söyler. Gelin alayı erkek evine döndüğünde yine çalgılarla karşılanır. Oyunlar oynanır. Gelin eve kaynanasının kapıya bağladığı bir ipliği kopararak girer bununla tüm uğursuzlukların kırıldığına inanılır. Kapıdan girerken gelinin başından para ve çerez serpilir. Bazen bereket getireceği inancı ile mısır ya da buğday serpildiği de olur. Kayınbaba ya da kaynana yüz görümlüğü vererek gelinin yüzünü açar.

Güvey sağdıçları ile birlikte ikindi namazına gider, sağdıçlardan biri evli olması gerekir. Namaz dönüşü arkadaşları güveyi yumruklayarak gerdek odasına sokar.

İki gün sonra yada Pazar günü, kız tarafı, gelin görmeye gider. Buna kimi yerlerde  "Çerez yeme" denir. Fındık, leblebi, kuru üzüm, pasta, peynir, gelinin ve içindeki durumu gözlenir, çeyiz görülür.

Bir hafta sonu güvey, gelin ve yakınları ile birlikte "Yumurta Yemeye" gider. Hal hatır sorma, şakalaşma ve söyleşiden sonra, üstü peşkir havlu ile örtülü bir tabakta, pişmiş yumurta getirilir. Dağıtımın yapılması için, güveyin bahşiş vermesi beklenir. Bu gidip gelmeler, aileler arasındaki akrabalık, dostluk bağlarının güçlenmesi içindir.

Yılbaşı Geleneği

Her yıl Miladi takvime göre Mart ayının 14'ünde yılbaşı tutulur. O sabah erken kalkılır, denizden veya nehirden su alarak eve gelinir. Bu su evin her tarafına serpilir. O gün uğursuzluk sayılır diye eve misafir kabul edilmez. Ancak denenmiş birisi var ise o eve çağrılır. Gelen kişi  sağ ayağı ile içeri girerek “martınızı bozdum” der ve yeni yıllarını kutlar. O akşam ısırgan pişirilir ve içine mavi boncuk atılır. Ayrıca kemer ocaklığı olan evlerde ısıtılmış taş üzerinde Taflan yaprağına sarılı ve içinde mavi boncuk sarılı bir ekmek pişirilir. Bu mavi boncuklar kimin ağzına gelirse o sene ekine o kişi başlar. O sene ürün bol olur ise Martı bozan kişi uğurlu gelmiş sayılır.

Bu takvime göre Mart ayının birinden ihtibaren 12'sine kadar hava durumuna bakılarak, gelecek mart ayına kadar havanın nasıl gideceği hakkında fikir yürütülür.

Mayıs Yedisi Kutlamaları

Her yıl Mayıs ayının 20 'sinde, Aksu deresinin denize döküldüğü yerde, Mitolojik kökenli bir takım geleneksel törenler yapılır. Karagöl Dağlarından doğan Aksu Deresi ağzı ile tam karşısındaki Giresun Adası (Aretia) ve yöresi, tören geleneklerinin yerine getirildiği mitolojik alandır.

Festivalin, binlerce yıldan beri süre gelen bir geleneğin, bir inanışın, eski takvime göre 7 Mayıs Miladi takvime göre 20 Mayıs tarihinde tekrarlanmasıdır. Her yıl 20 Mayıs günü erken saatlerden itibaren özellikle Giresun'un kırsal kesiminden binlerce kişi Aksu Deresi ağzında bir araya gelirler, yer içer eğlenir ve çeşitli törenler düzenlenir.

"Mayıs Yedisi" adıyla sürdürülen törenler, 1977 yılında alınan bir kararla "Aksu Şenlikleri" olarak değiştirilip Ülke çapında Şenlik kervanlarına katılmamız sağlanmış oldu. 1984 yılında "Giresun Aksu Kültür ve Sanat Festivali" adıyla şenlikler evrensel bir anlam kazandı. 1992 yılından itibaren daha geniş kitlelerle sosyal ve kültürel İlişkilerin sağlanması ve sürdürülmesi amacıyla "Uluslar Arası Karadeniz Giresun Aksu Festivali" adıyla düzenlenmeye başlandı.

Festival sırasında uygulanan mitolojik törenler şunlardır:

Sacayaktan 3 kez geçmek, denize yedi çift bir tek taş atmak, aksu deresinin denizle birleştiği yerde denize girmek, Giresun adasının çevresini kayıkla dolaşmak, kötü ruhlardan uzaklaşma ile, hamza taşını 3 kez dolaşmada sağlığa kavuşma ve çoğalma ile ilgili törelerdir. Törenlerdeki amaç; ocak kutsallığını ve soyun sürdürülmesi, dertlerin belaların denize atılması, mistik güç kazanmak arzusu, döllenmenin bu mevsimde başlaması ve toprağın bereketlenmesinin en belirgin şekilde mayıs ayında görülmesi ile yepyeni bir yaşama başlamanın mutluluğu, fark gözetmeksizin tüm insanlarla paylaşmaktır.

Giyim Kuşam

Geleneksel giysiler daha çok iç kesimlerde ve şehirlere uzak köylerde giyilmektedir. Erkekler aba-zıpka giyerler.Günlük kadın giyimini ise; oyalı yaşmak ya da çember, peştamal, entari-hırka, yün-şal, Keşan ve kara lastikdir.  Takı olarak beşibirlik, hasır bilezik takılır.

Eğer giyilen kıyafet yıkanmadan sandığa konulursa o kıyafeti  “ecünnüler”  giyer.  Ecünnülerin özellikle dere kenarlarında sürekli davul zurna eşliğinde düğün yaptıkları söylenir.

(Bu çalışma yöresel internet sitelerinden, Fatma Gülşen’in yazısından  vede özellikle  Yaşar Kalafat’ın “Balkanlardan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları” isimli kitabından derlenerek Aydın Kulak tarafından hazırlanmıştır.)

 

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Bu Yazarın Önceki Yazıları

Son Haberler

NE GÜNLERDİ YAŞANILANLAR30 Ağustos 2010

ANKET

KÖY DERESİNİN TEMİZLİĞİ HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?





Tüm Anketler


RSS Kaynağı | Yazar Girişi

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi